CevvalKoala

RSSmail

Akıl, Fikir, İnternet.

Hayatta en hakiki mürşit ilimse, fense, bu mürşitle arada tercümanımız da kendi aklımızdır. Bugünkü uzmanlaşma trendi içinde teknik bilgiye fazlasıyla gömülmüş bireyin kendi hayatını doğrudan ilgilendiren konularda bilgisiz bırakılması ve bu bilgisizliğinin sonucunda da hayâti tercihlerini başkalarının aklıyla yapması ise kendi aklımızı kullanmamamıza neden olan bir gelişmedir. Kendi aklı dururken bir otoriteninkine başvurmak demokrasiyi de anlamsızlaştırır, insanın özgürlüğünü elinden alır.

Yakinim bir baba-oğul arasındaki yazışmayla çizdiğimiz çerçeveye hayattan bir örnek kurgulamış olalım. Kendilerinden müsade aldımsa da babanın arkadaşları “oğlun seni madara etmiş” demesin, oğulun adı da “ukela”ya çıkmasın diye adları bende saklı. Hadiseye konu mankeni olmuş amma reklam statüsüne girebilecek marka isimleri de tarafımdan itinayla tahrif edilmiştir.


--- Muhterem Peder wrote:

XYZ isimli ilaç ile ilgili...

Vatandaşın biri, hafta sonu arkadaşının evine gidiyor. Çok başı ağrıdığından, arkadaşı ona bir XYZ veriyor.

Vatandaş yutmadan önce ilacı ağzında çiğniyor. Birkaç dakika sonra şuurunu kaybediyor. Çevresindekileri tanımamaya başlıyor. Apar topar hastaneye kaldırıyorlar ve orada anlaşılıyor ki; sebep beyin kanaması.

Nedeni ise, doktorların açıklamalarına göre; ağrı kesicilerin, özellikle XYZ ve türevlerinin (etken maddesi uydurukyus atarakis olan ilaçlar) çiğnenmesi ya da ağızda bekletilmesi.

Çiğnenince etken madde beyne çok hızlı nüfuz ediyor ve ölümcül sonuçlara yol açabiliyormuş. Aman dikkat.

BENİM İÇİN ÖNEMLİSİNİZ, SİZİN İÇİN ÖNEMLİ OLANLARA DA SİZ FORWARD EDİN...


--- Hayırlı Evlat wrote:

Merhaba,

Baba sen hiç XYZ çiğnedin mi? Ben merak edip çiğnedim çocukken (“bir gün bir gün bir çocuk, eve de gelmiş kimse yok” vaziyeti). Kusmak istemeyen hiçbir insan evladı XYZ’yi çiğneyip yutamaz. Ayrıca taş gibi bir ilaçtır XYZ, dişini kırarsın vallahi. Ben hem tadının berbatlığından, hem de sert oluşundan dolayı tüküre tüküre bir hal olmuştum. XYZ’yi çiğneyip yutacak adamı alnından öperim.

Uydurma maillere inanmadan önce bir düşünelim.

Ek: Uydurma mail kriterleri nelerdir? Uydurma maili nasıl gözünden tanırız?

Kriter 1: Bu maillerin sonunda "yakınlarınıza iletin", "tanıdıklarınıza gönderin" gibi ibareler olur. Yayılma kaygısı olmayan gerçek bir mailin yazarı bu tip ifadelere ihtiyaç duymaz, çünkü anlattığı olayın gerçek oluşunun zaten mailin yayılmasını sağlayacağını düşünür.

Kriter 2: Bu maillerde genellikle "vatandaşın biri", "kadının teki", "otelin biri", "oraya en yakın hastane" gibi ismi ve niteliği belirli bir varlığa atıfta bulunmayan ifadelere rastlanır. Bu durumun çoğu zaman iki açıklaması vardır: Ya maili yazan olayı bir tanıdığından mış-muş şeklinde duymuş, ayrıntıları kendisine anlatan da bilmediği için o da yazamamıştır. Ya da maili yazan olayı bizzat uydurmuştur, hikâyenin sorgulanabilirliğini azaltmak için belirsiz ifadeler tercih etmektedir. Mesela “Sivas Devlet Hastanesi’ne” gitmişler dese birileri çıkıp, "kardeş ben Sivas Devlet Hastanesi’nde doktorum. Böyle bir olay duymadım, sen nerden duydun?" diyebilir. Hikâyeyi uyduran da bu haber internette dolaşmaya başlayınca yakın çevresine rezil olur. Rezil olur, çünkü bu hikâyeleri uyduran insanlar genellikle şaka yapmak için değil, hasta oldukları için böyle işlerle uğraşırlar. Kronik yalancılık çoğu zaman dikkat çekmekten başka bir amaç gütmez.

Kriter 3: Bu maillerde sık sık sahte otorite kullanımı gözlenir. Örneğin "doktorların dediğine göre", "dedektiflerin tahminine göre", "bilim adamlarının yorumlarına göre" gibi ifadelere sıklıkla rastlanır. Sahte otorite kullanımına uydurma mailler dışında bazı reklamlarda da rastlayabilirsiniz. Misal Özpaklar deterjanının reklamında beyaz önlüklü bir adam çıkar "en iyi temizlik için Özpaklar yeter" falan der. Bu adamın akademik sıfatı nedir? Uzmanlığı nedir? Yok, bilmiyoruz. Ama beyaz önlük giymiş. Adama değil önlüğüne inanırız. Bazen kimlik de verir, Bilmemne Üniversitesi Attımoloji Ana Bilim Dalı Profesörü Ayşe Fatma Bilmemkim diye yazarlar alttan. Peki bu kadın niye beyaz önlüklü? Hastaneyi anladık da, reklam çekimi yapılan stüdyoya da mı önlükle gelmiş? Ayrıca diyor ki "Özpaklar zararlı bakterileri öldürür." Bakterileri öldürmeyen deterjan mı var ki? Bütün deterjanlar bakterileri öldürür, çünkü deterjanlarda bulunan benzen halkası bakterinin hücre zarını eritir.

Bilimsel gerçekler bilim adamı olmayan insanlarca da anlaşılabilirler. Bir şeyin doğru olduğu konusunda sizi ikna etmek için beyaz önlük göstermece, "doktorlar şöyle şöyle demiş" palavrası sıkmaca, uydurma deney ortamları yaratmaca taktiklerini uygulayan insan ya birşeyler saklıyodur (“bir kısım” reklamcılar ve hikâye uyduran hasta insanlar bu gruptadır), ya da başkasının aklıyla ezbere konuşuyodur (hikâyeleri uydurma olduklarının farkında olmadan dağıtanlar bu gruptadır).

Kriter 4: Bu maillerde genellikle toplumsal korkular istismar edilir. Mesela, organ mafyası, ilaçların bilinmeyen öldürücü yan etkileri, çocuk hırsızlığı, ölümcül bir hastalığın kasıtlı olarak insanlara bulaştırılması (AIDS mesela) gibi konular işlenir. Peki bu tip olayların uydurma olduğunu nereden biliyorum?

Bir düşünelim. İnsanlar internetten önce de iletişim içindeydiler, ama yukarıda örneklerini verdiğim tip hikâyelerle çok daha seyrek olarak karşılaşılıyordu. İki sebep var: Birincisi, sözlü iletişimde uydurma birşeyin ikna edici olabilmesi ve yayılması çok daha zordur. Bir maili okurken karşınızdakinin yüz ifadesini, sesinin tonunu, beden hareketlerini göremezsiniz. Bu yüzden yalanı hissetme imkânınız çok daha sınırlıdır. İkincisi, insan aklı yazılı şeylere inanmaya çok daha meyillidir. Bu hikâyeler internet sonrası çoğalmıştır çünkü bu hikâyeleri uyduranlar, insanların yazılı iletişim söz konusu olduğunda su yüzüne çıkan bu iki zaafını istismar etmektedirler.

Bu tür hikâyeleri uyduran insanlar hakkında iki nokta göze çarpmaktadır: Bu insanların ekseriyatı sosyopattır. Yabancılara duydukları aşırı güvensizlik nedeniyle sağlıklı sosyal ilişkiler kuramamaktadırlar. Bu güvensizlik birçok durumda hikâyelerine de yansır. Bir organ mafyası hikâyesi vardı yukarıdakine benzer. O hikâyenin yazarı için yabancılar bir korku objesinden başka birşey değildi. İkinci olarak da hipokondria olarak yüzeye çıkan şiddetli bir ölüm korkusunun etkisi altındadırlar. Uydurdukları hikâyelere inanılması ve internette dolaştırılması bu insanları gerçeklerden ve sağlıklı sosyallikten daha da uzaklaştırır. Lütfen bu mailleri dağıtarak bu sorunlu insanlara bilmeden de olsa zarar vermeyin.

Ayrıca bu maili de kimseye dağıtmayın :-) 02.04.2010