CevvalKoala

RSSmail

Zamane Toros'u Dacia Duster

Mobilet piyasasında bazı modeller iyi tutar, onları da uzun süre yapar satarlar. Misal Fiat'ın kuş serisi, ya da Renault'un 9'u. Hatta bazen söz konusu iyi satan model artık antik çağları hatırlatması nedeniyle rakiplerin dalga geçmesine sebep bile olabilir. 2011 yılında kuş serisinin artık üretilmemesinin nedeni bence alacak müşteri bulunamamasından ziyade Tofaş'ın kendisinin utanmasıdır 1974'te piyasaya çıkmış bir aracı üretmeye devam etmekten. Orijinal tosbağa'nın piyasadan kalkmasının da altında muhtemelen bu neden yatar. Station (steyşın diyelim daha rahat olalım) toros'ların da.

Ama piyasadan çekilen ürünün altında yatan mantığa halen talep vardır. Bu nedenle otomobil üreticilerinin ürünlerinde bir devamlılık görülür her daim. Artık Doğan görünümlü Şahin üretilmese de Albea üretilmektedir onun yerine. Albea da zamane Doğan'ı değil midir? Ya Palio? Zamane Serçesi işte. Symbol? Renault 9 Broadway diyorum. Birebir aynı değildir bu modeller eskileriyle, ama aynı sosyal ihtiyaçlara uyarlanmış ve üreticinin eski modelde edindiği birikimi yansıtan ürünlerdir bunların herbiri.

Bu mantık içerisinde yazımızın yıldızı Dacia Duster'a da bakarsak... Toros... Steyşın... Ama hidrolik direksiyonlu ve dizel motorlu.

Burada bir parantez açarak kendim hakkında bilgi vereyim. Uzun süreler kullandığım ve mobilete bakışımı şekillendiren aletler Çekoslovak (hala Çekoslovakya varıken üretilmiş) malı bir Skoda Favorit, bir de en ucuzundan dizel Fiat Palio'dur. Dolayısıyla biri 58, biri 70 beygirlik bu canavarlardan sonra neye binsem güçlü geldiği, en dandik klima bile ultra mega konfor sağladığı için hevesimi biraz mazur görebilirsiniz.

Neyse efendim. Dacia Duster sahibi olmamız avro'nun dolar'ın daha patlayamadığı, seçimler öncesi olması nedeniyle Devlet-i Ali Tayyib'in kredi musluklarını henüz sertçe kısamadığı Nisan ayına denk geldi. Makul de bir fiyata aldık.

Alış sürecimiz biraz garip gelişti aslında. İkamet ettiğimiz şehr-i İstanbul'dan almaktı bizim niyetimiz mobileti, ama Renault grubunun İstanbul'daki bayileri bize istediğimiz makineyi satmak gibi bir yaklaşım içinde değillerdi herhal. Birisi aradığımız modelin Türkiye'de olmadığını ve en az 3 ay bekleyeceğimizi, ama 4 çekerinin siyahından istersek hemen şurdakinin müsait olduğunu ifade etti. Bir diğeri de Dacia'nın web sitesi'ndekinden daha yüksek bir fiyata satmaya çalıştı arabayı. Değişik vesselam. Neyse, tavsiyem küçük yerlerde, memleketinizdeki bayide alışverişinizi yapmanız. İstanbul'dan ya da Ankara'dan araba almak akıl işi değil. Biz de memleketteki biladere sordurduk, sağolsun ilgilendi, makul uygun bir fiyat da verdiler, nurtopu gibi bir Dacia Duster Ambiance dCi 85bg 4x2 sahibi olduk. ABS'si, 16" alüminyum alaşımlı jantları, kliması ve yolcu hava yastığı da baz Ambiance üzerine ek geldi. Yenilerinde bunlar hep standart oldu sanıyorum ama alırken sorun var mı yok mu diye.

Mobiletimiz hakkında biraz teknik bilgi vereyim:

Boş ağırlık:1180 kg
Azami yüklü ağırlık:1730 kg
Azami motor gücü:63 kW (85 beygir)
Azami güç devri:3750 devir/dk.
Azami tork:200 Nm
Azami tork devri:1900 devir/dk.
Yakıt:(Euro)Dizel
Vites kutusu:5 ileri manuel
Dönüş çapı:10,4 m
Çekiş:4x2 Önden
Lastik ebatı:215/65/R16
Frenler:Önler disk, arkalar kampana
Yakıt tüketimi
Fabrika verileri
Ş.içi/Ş.dışı/Ort.:
5,7/4,9/5,1

10.000 kilometreyi devirip öyle yazayım bunu diye erteliyordum sürekli yazıyı. Tatilde nihayet 10K yaptık. Artık arabanın huyunu suyunu biliyorum diye düşünüyorum. Gerçi iki kere de servise götürmek lazım bir arabayı tam anlamıyla tanıdığını söyleyebilmek için ama 40K kilometreye kadar da beklemeye gerek var mı bir araba değerlendirmesi için? Neyse, ileride servis maceraları garip şekillerde tezahür ederse onları da eklerim bu yazının sonuna.

Arabamızla haşır neşir olmaya yamacından başlayalım:



Ambiance modelini Laureate'den (bu arada sevgili Renault, Türk milletinin okuyamayacağı kelimeleri neden kullanıyoruz ısrarla? İnsanlar o modeli l'avrat diye bellesinler mi arzumuz?) ayıran en görünür fark siyah tamponlar. Lavrat'ın gövde rengi tamponları daha havalı görünüyor allah için, ama aradaki fiyat farkını da veresim pek yoktu. Ortadaki gazoz açacağı logo sempatik ama farlar haşin. Fazla iddialı ve sert bir tasarım gibi geldi bana. Bu nevi iddialı tasarımlar çabuk eskir insanların gözünde. Bir örnekle anlatayım: Aynı yıl üretilmiş Opel Tigra mı daha eski görünüyor gözünüze şimdi, yoksa Opel Corsa mı? Tigra değil mi? Neden? Tasarımı fazla iddialıydı. Ha tabii o zaman arabayı sattıran da o tasarımdı ama yine de uzun vadede negatif etkisi oluyor bunların. Önden bakınca dikkat çeken bir başka garip husus da tamponlara kondurulmuş sis farı oyukları. Uzaktan sis farı varmış gibi görüntü veriyor ama yakından biraz komik duruyor. Bunların dışında farlar makul düzeyde aydınlatıcı. Uzunlar sağlam. Sinyaller de iyi görünürlük sağlıyor.

Yandan bakınca görüntümüz şudur:



Üç husus dikkat çekiyor: Aks açıklığı, yerden yükseklik, ve lastik ebatına göre geniş çamurluklar. Uzun aks mesafesinin arazideki eksileri malumunuz, ama zaten araç 2 çeker ve arazi için de almadık açıkçası. Bu nedenle aks açıklığının bize tek olumsuz yansıması biraz uzunca bir dönüş çapı oluyor ki o da bu boydaki bir araç için gayet makul bir ölçüde tutulmuş. Yerden yüksekliğe gelince, köy yollarında, hatta ormanlar arasındaki yangın yollarında bile rahatlıkla gidebilmenize, kasislerde ve benzeri sorunlarda arabanın altını vurma endişesi yaşamamanıza olanak sağlayacak şekilde son derece yüksek oturumlu bir kasamız var. Ebatı büyükçe olan lastiklerin içinde ufak kaldığı çamurluklarsa (davlunbaz da diyor olabilirler bunlara, tam teknik terimi bilemedim) acaba 17" jant da takar mıyız buna diye düşünmeden edememenize neden oluyor. Gerçi o zaman daha da yükselecek arabanın süratle ve virajlarla arası daha da açılacaktır ama fantezi sizin, kim tutar sizi.

Yol tutuşu ve viraj hakimiyeti vasat aracın. Süspansiyon fazla sert değil. Bu durum konfor sağlarken virajlarda sorun yaratabiliyor. Aracın yüksek oluşu da bu soruna katkıda bulunuyor. Ama kullanılmayacak kadar kötü de değil. Hem Favorit'ten, hem de Palio'dan daha iyi alıyor virajları, ama bir Corsa değil. Kıç atma yaşamadık henüz. Özetle hafif ama hacimli cüsseden daha iyisini beklemek haksızlık olur. Hem zaten sürat felakettir. Arabanın frenleri de çok güven veren cinsten değil. Arkaların kampana olmasının dezavantajı aşikar. ABS de biraz fazla heyecanlı, her pozisyona atlıyor. Yüklüyken de frenlerin gücünün sınırlarını hissedebiliyorsunuz. 500 kilo yükleyip çıktığınız bir yolda çekişte değil ama duruşta sorunlar olacağının sinyallerini hemen alacaksınız. Ben aldım oradan biliyorum.

Popodan manzara ise şöyle:



Yine gövde rengi olmayan tamponlarımız var elbet. 4 çekerlerde bir de 4wd yazısı var camın sağ alt köşesinde. Bunda yok haliylen. Arkadan yakın takip eden tampon tozu alıcı tacizcilere mesaj olarak kocaman bir DESTUR yazısı iyi düşünülmüş. Gazoz açacağı burada da var. Geri vites lambasının birinin eksik bırakılmış olması can sıkıcı. İki tane koymamanın ne gibi bi avantajı var da bir çok arabada böyle yapıyorlar bilmiyorum. Gece geri giderken yeterli aydınlatamıyor arkayı bu haliyle. İşgüzarlık bence. Çıkık çamurluklar önden görünümde de dikkatinizi çekmiştir. Burada da belli oluyorlar. Dar yerlerde manevralarda bunları bir yere takmamak çaba gerektiriyor. Öte yandan bu tasarım arabayı olduğundan büyük göstermede başarılı.

Ön kaputu açınca karşımıza reno motor çıkıyor. Kusura kalmayın, artık motoru da yıkatamadım bi fotoğraf çekicem diye.



Burada insan evlatlarının %95'ini ilgilendiren iki husus var: kaputu tutma demiri (or lack thereof) ve cam suyu haznesinin ağzı. Kaput açılınca kendiliğinden yukarıda kalıyor hidrolik marifetiyle. Bu güzel bir özellik, ama muhtemelen epey soğuk yerlerde yaşıyanlar için patlayabilecek bir fazla hidrolik anlamına geliyordur. Cam suyu haznesinin ağzı da kolay erişilebilecek bir yerde. Palio'da eziyetti dökmeden doldurmak. Ama her iki arabada da haznede ne kadar su olduğunu görememek bir sorun.



Sürücü koltuğunda hem yükseklik hem ileri-geri ayarı var. Yolcu koltuğunda sadece ileri-geri. Garip huylarınız yoksa zaten en yüksekte kullanacaksınız. Diğer koltuğun seviyesi de o konumda. Koltukları yatırmaya yarayan yuvarlak tutamaklar ise kolay tutulmuyor, daha kolay dönenlerini görmüştüm.



Far ve direksiyon ayarı içeriden ve kolay. Sol ayağın debriyaja basmadığı zamanlarda duracağı yerinse zemin döşemesi kumaşından olması bir sorun. Görüldüğü gibi zamanla kirleniyor o alan. Başka arabalarda orada plastikten bir parça olurdu. Duster'da tasarruf edilmiş (burada aslında aklınıza başka bir fiil gelebilir... hani inşaatlarda müteahhit demiri çimentoyu eksik koyunca ne denir? Ama sayın reno avokadoları, ben katiyyen bööle bi fiil kullanmak istemedim. Valla tasarruf edilmiş dedim, kesinlikle çalınmış demedim) ayrıntılardan bir diğeri de bu. Koltuklar rahat ve beli iyi sarıyor. Kısa da değiller. Araç uzun olduğu için bacak mesafenizi de rahatlıkla ayarlayabiliyorsunuz.



Ön kapı içlerinde can sıkan fazla bir sorun yok. Kolunuzu çok geri dayamayı seviyorsanız kilit dili sizi kısıtlayabilir belki ama oraya kadar da pek çekmezsiniz herhalde. Hoparlörler sıradan, ama zaten dımtıs dımtıs gelmez bize. Fotoğrafın en sağında ön konsolun kenarında görünen kapağın altında sigorta kutusu var. Birkaç yedek sigorta da kapak içine iliştirilmiş, lazım olursa aklınızda bulunsun.



Arkada bacak mesafesi geniş. Arkadaki yolcular için ferah bir alan kalmış. Arka koltuğun ortasının çok çıkık olmaması da üç yolcunun oturduğu durumlarda rahatsızlık vermiyor. Arkadakilerin de kullanabileceği bir bardaklık ön koltuktakiler için şişelik yeri de olabiliyor. Burada can sıkıcı bir başka tasarruf (valla bak) ayrıntısı karşımıza çıktı. Arka paspaslar pek küçük. Fotoğraftakiler iyi gibi görünebilir gözünüze ama bunlar orijinal paspas değil. Ölçmedim ama 20x30 gibi komik bir ölçüde plastik parçalarını paspas diye koymuşlar arabaya. Utanmamışlar da.



Arka kapıların iç kolları olarak düşünülen oyuklar çok kullanışsız. Özellikle kadın yolcular oradan tutup kapıyı çekmekte zorlanıyor. Yerleri çok geride ve oyuklar çok küçük. Kapıyı çekmek için gereken gücü almak zor oluyor. Arka hoparlörler de kapıların altında. Bu da arkada ses konusunda sorun yaratabiliyor. Teybin sesi arkada az duyuluyor. Bagaj üstünde de hoparlör yok. Teybin ayarını arkaya daha çok ses verecek şekilde yaparak bunu bir derece engelleyebilirsiniz.



Torpido gözü makul ölçülerde. Kapağa bir girinti konularak ikinci bir raf gibi eklenti de yapılmış. Bu kullanımı kolaylaştırıyor. Ancak torpidoda lamba yok. Lamba yeri oyuğu var. Sanırım Ambiance'da lambadan da tasarruf edilmiş (başka bişey diil, tasarruf. billa).

Güneşliklerle ilgili şöyle bir manzara mevcut:






Görüldüğü üzere bir abdal yağı bol bolmuş durumu var etiketlerden yana. Anlamlı bir işlevi olan etiketler de değil. Misal bir tanesi sanırım "arabayı tek teker üstünde isterseniz sürün ama viraja hızlı girmeyin. Tek teker üstündeyken de kemerinizi illaki takın" mealinde. Yolcu koltuğunun güneşliğinde de bebe koltuğuyla ilgili birşeyler yazıyor. Tercemesi "Bebe koltuğunu arkaya koysanız daha iyi olur. İlla öne koyacaksanız da çocuğun yüzü ön cama doğru baksın, koltuğa değil." Ama yazılar Türkçe değil. Nazi filmlerinden kaptığımız iki ahtung repliğiyle de deşifre edebilecek değil memleketim halkı. Bu sebepten bu saçma sapan etiketleri yapıştırıp NCAP gibi bi testten yarım yıldız daha fazla alma uyanıklığı yerine yolcu güneşliğinden aynadan tasarruf (kesinlikle tasarruf) etmeselermiş daha iyi olurmuş. Bir aynalı pleksi yapıştıracağım sanırım oraya. Etiketlerle ilgili bir diğer sorun da özellikle sürücü tarafındakinin parlak renkli olması ve uzun boylu ve direksiyona yakın oturmayı seven sürücülerin gözüne çok batması. Bu yüzden ben sürücü koltuğunun güneşliğinin sürekli görünen tarafındaki etiketi söktüm. Altından da pis bi yapıştırıcı çıktı. O da öyle kolay çıkan bişey olmadığı için orda kaldı bi süre. Hatun da sürekli saçlarını ona yapıştırıp kalıyodu. Neyse ki tinerle çıkıyormuş yapıştırıcısı. Aklınızda bulunsun.



İçerideki lamba böyle bişey. Ama kapıları kapatınca yanması-sönmesinde bir enayilik var. Tam hangi durumda yanıyor hangisinde ne zaman sönüyor analitik bir yaklaşımla üzerine düşüp liste çıkaramadım ama bir gariplik var. Sönmesi gereken bazı durumlarda çok geç sönüyor. Yanması gereken bazı hallerde de yanmıyor. Elle yakmak gerekiyor. Lamba otomatının mantığını bir gözden geçirmekte fayda var.



Gösterge paneli basit ve işini görüyor. Yakıt göstergesinin ortasındaki çubuk deponun yarısını göstermiyor yalnız, haberiniz olsun. Son birimleri daha hızlı düşüyor. Bir de hararet göstergesinin daha dikkat çekici bir gösterge olmasını isterdim. Bunun dışında yanan lambalar dikkat çekici şekilde yanıyor. Geçici kilometre saatini sıfırlamaya yarayan düğmenin saati de ayarlamaya yaraması biraz kullanışsız ama hergün de saat ayarlamıyoruz. Yaz saati uygulamasına da geçmeyiversin araba naapalım artık.



Direksiyonla birlikte dönmeyen teyp kontrolü güzel bir özellik. Aradığınız tuşlar hep aradığınız yerde. Ama biraz az özellik konmuş teyp kumanda koluna. Misal radyoda frekans araması yapamıyoruz. Sadece kayıtlı istasyonlar arasında gidip gelmek mümkün. Onu yapan da düğme değil, tekerlek gibi bir kontrol. Bu da takır tukur çok sarsıntılı yollarda yanlış istasyona geçmenize neden olabiliyor. Kumanda kollarından bahsetmişken uzun-kısa far kolunun bütün Renault familyasında olduğu gibi cins bir kol olduğunu söylemeden geçmeyelim. Kısa farla seyir halindeyken sellektör yapmak 2011 gibi bilimkurgu filmlerine konu olmuş bir yılda hala niye iki hareket gerektiriyor, muamma. Sileceklere gelince... kolu kendinize çekince su fışkırtıyor. Başka birşey yapmıyor. Sadece fışkırtıyor. "E silsene lan camı" diye ikinci bir komut vermek ve kolu dikey eksende oynatmak lazım. Şaka gibi.



Orta konsolda insanları tilt edecek özellik nedir? Bilene 10 puan. Eveeeet... Renault'daki mühendisler dışında herkese 10 puan veriyoruz. Cam düğmelerinin arasında niye (sağlam) bir karış mesafe var? Hatta ondan da evvel, cam düğmeleri niye orada? Kapı içinde belli ki düğme için yer bırakmışsınız, ama cam düğmeleri burada yine de. Tabii ki bir kere basınca camı otomatik olarak indirmeye devam etmek de yok. Şöförün işi ne, basmaya devam etsin saçma sapan bi yerdeki düğmeye.

Teyp kendi çapında fena değil. Kullanımı kolay, düğmeleri büyük ve karıştırmadan basabiliyorsunuz. MP3 çalabiliyor ama DVD okuyamadığı için hala 1980'lerden kalma cd'lere bağlıyız. Yine de en azından RDS'den (uzun yolda trt-fm'in frekansı değişince kendiliğinden yeni frekansı bulma özelliği) tasarruf etmeyi (yanlış anlama olmasın diye bi daha vurguluyorum, başka bişey diil, tasarruf) atlamış olmaları hoş.



Şekilden de anlaşılabileceği üzere yan aynaların boyutları fena değil. Geniş bir görüş açısı sağlıyor. Bununla birlikte arabanın rüzgar direnci yüksek ve hızlandıkça bunu hem seste hem de performansta hissediyorsunuz. Tabii bu durumun tek sorumlusu aynalar değil. Yalnız aynalarda ısıtma yok. Kış aylarında buğulandığı/buz yaptığı zaman çok küfredeceksiniz, çok...



Araçtan inerken kapı altındaki kemiğin genişliği pantolonunuzu bugün olmazsa yarın kirletmeyi garanti altına alıyor. Kadınlar için inip binmek ciddi sorun olabiliyor.



Bagaj hacmi geniş, yüksekliği iyi. Üzerindeki örtü basit bir biçimde uzayıp kısalabiliyor. Bagaj kapısı merkezi kilit sistemine bağlı. Ayrıca anahtarla da açılabiliyor. Uzun boylular için bagaj kapısını kapatırken kapının ivmesini sizden almaktan vazgeçip kendi hızıyla kapanabileceği noktaya ulaşmak uzun sürüyor. Dolayısıyla ya kapının içinden tutmaya devam ederken fazlasıyla eğileceksiniz, ya da kapıya dışarıdan da bastıracaksınız. Ben tozlu kapıya dışarıdan dokunmayı sevmediğim için bu hoşuma gitmiyor ama biraz fazla huylu birisi de olabilirim.

Stepne bagajdan bir manivelayla aracın altına indiriliyor. Dolayısıyla dolu bagajla lastiğiniz patlarsa bütün bagajı boşaltmak zorunda kalmıyorsunuz. Stepnenin bijonları ayrı. Onları kaybetmeyin. Volvo gibi müşterisini pek seven bazı firmalar gibi stepneyi parayla satmaması Renault için bir artı puan. Mazot deposu kapağı anahtarlı, merkezi kilitten de bihaber, bu yüzden arabaya gazoz alırken inmek/anahtar vermek gerekiyor.

Merkezi kilitten söz açılmışken sayıp söveceğim ciddi bir husus var. Stepneden tasarruf etmeyi (bkz. yukarıdaki parantezler) unutan Renault mühendisleri merkezi kilitten acısını çıkarmışlar. Iraktan kumandalı anahtar iyi güzel. Basıyoruz tüm kapıları açıyor. Ama bık bık etmesin diye ıraktan kumandalı anahtarı hanıma verdiyseniz ıraktan kumandası bulunmayan düz 2. anahtarla size bol sabırlar diliyoruz. 2011'de 1990'lı yılların öncesine dönüp sadece anahtarla açtığınız kapının açılması 2. seferden sonra nostaljik duygularınız kaybolduğunda sinir bozmaya başlıyor. Bir anahtar daha yaptıralım kurtulalım eziyetten dediğinizde ise Renault sizden 300 lira anahtar vergisi tahsil etmeye kalkıyor. Ayıp denen birşey var.

Klima yaz aylarında başarılı. Yalnız kışın kaloriferden size fayda yok. 6-7 km gidince ancak ılık hava gelmeye başlıyor kaloriferden. Motor bir türlü ısınmak bilmiyor. Ha istop da etmiyor soğuk diye ama kaloriferden randuman alamamak iyi değil soğuk kış günlerinde. Arka cam rezistansı ise sağlam. İyi açıyor.

Motor performansı tatmin edici. Dacia Duster hafif kasası ve dizel olması marifetiyle rampalarda sıkılmıyor bayılmıyor. 110 beygir gücündeki 4x4'ü alsanız daha da iyi gider muhtemelen. Bazı dizellerde görülen turbonun etkisini gösterdiği noktayı belli etmesi ve ani ivme hissi vermesi bunda yok. Yani daha rahat ve sarsıntısız bir sürüş sunuyor. Ancak vites kutusu hiç yakışmamış arabaya. 5 ileri vitesli Duster uzun yolda illa ki 6. vitesi arıyor. 110 km/s hızla giderken 3000'e yaklaşan devir yakıt tüketimini çok artırıyor. Beşinci vites bir başka arabada 4. vites olabilecek bir oranda. Az biraz arazi aracı havası olduğu için vites aralıklarını çok küçük yapmışlar. Bu da otobanda ve uzun yolda yakıt ekonomisine darbe vuruyor. Öte yandan motoru olduğundan daha güçlü göstermede başarılı bu birbirine yakın vites oranları. Yabancı sitelerden okuduğum kadarıyla aynı sorun 6 ileri vitesli modelde de mevcutmuş. 6. vitesle 60'la gitmek gibi durumlar olabiliyormuş. Demek ki ona da 7. vites lazım. Sevgili Renault (ya da Dacia, her neyse). Siz de gayet iyi biliyorsunuz ki bu aleti alanların %95'ı benim gibi yılda belki 1-2 toprak yola çıkan asfalt kovboyları. Buna Lada Niva şanzımanı koymanın bir alemi yok.

Uzun yolda aracın zayıf aerodinamiği ve büyük 5. vites dişlisi yakıt tüketimini artırıyor. Öte yandan birbirine yakın dişli oranları şehir içi trafiğinde tüketimi azaltmaya yardımcı oluyor. Bu nedenle size verdiği ekonomi hissi şehir içinde daha güçlü. Şehir içinde ortalama 650 km, şehir dışında ise 750-800 km sonrasında mazot lambasını yakıyor alet. 110-120 ile gidince motor devrinin 3000'e yanaşması hem yakıt tüketimini artırıyor, hem de gürültü yapıyor. Motora da yazık bize de. Ateriler gibi toplama da yapamıyoruz ki şanzımanın birini çıkarıp doğru düzgün bi şanzıman kartı takalım alete.

Neyse özetle, arada ufak ve bazen de büyük kusurlarına (i.e. şanzıman, amortisörler) rağmen Dacia Duster ne kadar ekmek o kadar köfte anlayışından biraz daha iyi bir sonuç veriyor. Uygun fiyatına göre başarılı bir araç. Aldığımız bayinin söylediğine göre de Megane HB'den iki kat fazla satılıyor. Yollarda da gittikçe daha sıkça rastlıyoruz zaten kendisine. 10 yıl sonra yurdum köylerindeki Toros'lar yolda gidemez hale gelince yerlerini alması en muhtemel aday Dacia Duster. Kendisine uzun yıllar başarılı bir üretim ve satış grafiği diliyoruz. 16.08.2011

ed. Servis'e de götürdüm. 20K servis aralığı, ama 16K'da motorun sesindeki değişim inkâr edilemez boyuta geldiği için daha erken götürdüm ben de. Motor yağı eskiyince doğal motorun sesinin değişmesi, ben de biraz kıllanan adam olarak daha erken götürdüm. Standart motor yağı+4 filtre muamelesine 450 lira alınması elbette can sıkıcı. Bir kere daha giderim servise 40K bakımına (ki 32K'da olacak o da gibi duruyor), sonrasında sanayide aynı muameleyi 150 liraya en kral yağla yaptırmaya geçeriz. 80K'da da triger muhabbeti varmış, o da serviste olacak artık. Bi de amortisörler 20K'da özelliğini kaybetti büyük ölçüde. İyice takur tukur bir araç oldu bu haliyle. Arabaya da öyle gavur evladı gibi de davranmıyoruz. Standart istanbul'un çukurlu yolları muamelesi. Jip taklidi yapan bir arabadan daha sağlam amortisörler beklenir. Diyeceksiniz ki arabanın garantisi yok mu? Tabii... bütün büyük firmalar gibi Renault da eminim hemen parçaların dandik olduğunu kabul edip değiştirir ücretsiz olarak. Hiç de uğraştırmazlar beni. Bırakın allaasen.

ed.#2 Mazot filtresi... Değiştirmek için sağ ön tekeri çıkarıp davlunbazı çekmek gerekiyor. Şaka mı? Maalesef değil.

ed.#3 Otobanda malın biri düz yolda akan trafikte arkadan geldi çarptı. Neyse olur ya kazadır. Mevzu o değil, arkadan 50-60'la Çin malı bi araba vurunca şasi eğildi. Az kemikli bi araba olsa destur böyle olmazdı diye tahmin ediyorum. İşin daha da fenası, garantisi de devam ettiği için garanti bozulmasın diye tamire servise götürdük. Karşı tarafın trafik sigortasından parayı aldılar ama arabayı doğru dürüst düzeltmediler. Hala gözle görülür bir eğrilik var bagaj kapağında. Renault/Mais'e de telefonla şikayette bulunduk ama onlar da çözüm sağlamadılar. Rezil rüsva servis ve ancak kağıt üstünde var olan müşteri hizmetlerini görünce bir daha Renault türevi bir şey almaya tövbe ettim. Dolayısıyla kimseye de önermiyorum. 19.08.2013