CevvalKoala

RSSmail

Dünyadan Seçim Manzaraları

Küffarın “genealogical fallacy” dediği bir hata vardır, Türkçe’ye kaynak yanılgısı diye çevrilebilecek. Özetle bir kavramın ortaya çıkışından bugüne geçirdiği evrimin onun etimolojik kökeni ve başka kavramlarla tarihsel bağlarını kopardığının farkında olmamaktır kaynak yanılgısı.

Günümüzde demokrasi şemsiyesi altında yer alan çeşitli kavram, kurum ve araçlar için de dünya çapında kaynak yanılgılarına düşülmektedir. Demokratik çerçeveyi oluşturduğu düşünülen yapılar arasında en belirgin yanılgı belki de seçim kurumu hakkındadır. Bu yazıda değişik demokrasi modellerine emsal üç ülkeden seçim ve seçilmiş manzaraları eşliğinde demokrasi ile seçimlerin bugün hâlâ doğrudan/koşulsuz bir bağı olduğu yanılgısını göstermeye çalışacağım.

Bu aralar İsveç ve Amerikan parlamentolarının Ermeni Soykırımı konusunda aldığı kararları konuşuyoruz, ancak üç sene evvel mevzu Frenk parlamentosunun alt kanadının aldığı Ermeni Soykırımı tamlamasının başına sözde sıfatını eklemeyi yasaklayan kararıydı. Fransız mebusan bu karar ile Türkiye’deki 301. maddenin simetriğini allayıp pullayıp kendi hukuk sistemlerine güzelce monte ettiler. Hem iktidar, hem de muhalefet vekillerinin oylarıyla ve ezici bir çoğunlukla geçti tasarı. Aklın, izanın işareti ancak 19 mebusta göründü, tarihi gerçeklerin meclis kararlarıyla saptanamayacağını savunan. 125’te 19. Yaklaşık %15. Oylamada bulunmayı kendine vazife gören Fransız parlamenterlerin %85’inde hâkim olansa homojen bir Ermeni dostluğu ya da Türkiye karşıtlığı değil, siyasetin sınırları ve insan hayatında ona ayrılan rol hakkında epey geniş fikirler, ve bu fikirlerin meşruiyet kaynağı olarak da seçim mekanizmasına dayanmaktı. Halkın oylarıyla seçilen bir kurumun karar alabileceği konuların sınırsızlığı nosyonuydu ifade özgürlüğünü sınırlayan kararın zemini de. Seçim-demokrasi ekürisinin bu çelişkisi ise kimsenin dikkatini çekmedi. Ne de olsa biz de görmüştük vaktinde “isteseler hilafeti bile geri getirebilecek” meclisleri. Avrupalılar da görmüştü Hitler’e ülkenin kontrolünü teslim edebilen parlamentoları. Herkes böyle durumlara alışkın olduğu için kimse seçilmiş parlamentoların sınırsız bir siyaset paradigmasında sebep olabileceği facia ya da garabetlere karşı tedbirler talep etmedi. Kaynak yanılgısı yüzünden ortaçağ sonlarında kralın siyasi varlık ve gücüne sınır getirmek üzere tesis edilmiş bir yapının sınırsız bir siyasette yeni bir krala dönüştüğünü kimse farketmiyor. Bugün de bu zamane kralını dizginlemek için âkil adamların seçimle gelemeyeceğini itiraf edercesine anayasa mahkemelerine sığınılıyor.

Görünüşte kurumlar arası sınırları, güçler ayrılığını en belirgin biçimde oturtmuş ABD’de dahi siyasetin sınırları tartışılmıyor bugün. Özellikle de “Patriot Act” (Türkçesi vatansever kanunu imiş gibi görünse de aslında orjinal adı “The Uniting and Strengthening America by Providing Appropriate Tools Required to Intercept and Obstruct Terrorism Act” Amerika’yı terorizme mani olmak ve bunu engellemek için gerekli araçları sağlayarak birleştirme ve güçlendirme kanunu diye çevrilebilen yasa) ile bir milli güvenlik devletine dönüştürülmüş ABD’de. Vatanseverlikle teröre göz yumma arasında bir tercih önüne konduğunda yaklaşık 150 yıldır birbirinin aynı iki parti arasında tercih yapmayı kanıksamış ABD halkı da üçüncü, dördüncü alternatifler talep etmiyor. Üstelik ABD’de siyasetin sınırsızlığı, ve bu sınırsız düzlemin seçim mekanizmasının garipliği yüzünden medyanın kolay işleyebileceği ve eğitimsiz halkın anlayabileceği düzeyde karikatürize edilmiş iki cihette alabildiğine genişleyebilme kapasitesi çok daha korkutucu. Çünkü kendi çapında tarih yazan Fransız parlamentosundan da öte seçimle gelen Amerikan başkanları kendilerini tarihi bizzat yapabilecek kadar muktedir görüyorlar. Amerikan siyasi gündeminin sınırları olmadığı için sadece en çarpıcı örnekleri sayarsak Vietnam, Afganistan ve Irak trajediler yaşamak zorunda kalabiliyor. Üstelik bu siyasi gündem iki yılda bir seçim yaptıkları için her iki yıldan birinde en irrasyonel şekliyle tezahür ediyor. İki yılın uzun bir süre olduğu günlerin geçmiş yüzyıllarda kaldığını ise bu sürenin tespit edildiği günlerin üzerinden çok sular aktığı için kimse hatırlamıyor. Kaynak yanılgısı burada da önümüze çıkıyor ve sık seçim yapmak sistemin daha demokratik olduğuna alâmetmiş gibi takdim ediliyor.

Cihanda en genç “demokrasi” belki de Afganistan’daki. Geçen seneki hileli hurdalı seçimden daha evvel Afgan halkı 2005’te de bir meclis seçmişti. Seçmen iltifatı fezaya vurmasa da otuz yıllık iç savaşı unutmak isteyen Afganistan, “demokrasinin” bu ilk işlevsel tezahürünü ciddiye almıştı.

Afganlar seçim işini ciddiye alır.

Sadece Kabil’de 390 mebus adayı çıktı. Ülke henüz demokratik evrimin ilk aşamalarında olduğu ve ABD’nin yönlendirmesiyle hazırlanmış anayasa başkanlık sistemini esas aldığı için asli ekseni siyaseti yönlendirmekten ziyade yürütmeyi sınırlamak olacak yasama organını belirleyecek seçimlere ise iki metin damgasını vurdu: Meclisin yetkilerini çok sınırlı tutan anayasa, ve seçimlere partilerin organize katılımını neredeyse imkânsız hale getiren seçim kanunu. Her adayın bağımsız katılması sonucunu doğuran bir seçim sisteminin ilk sonucu gazete sayfalarına benzeyen oy pusulaları oldu. Kabil örneğinden gidersek 390 adayın herbirinin ismini, halk okuma yazma bilmediği için fotoğrafını, o kadar adam içinde insan insana benzer karmaşası yaşamamak için her adaya özel seçilmiş bir amblemi, ve son olarak da oyun işaretleneceği bölümü koyabilmek için sekiz gazete sayfası büyüklüğünde pusulalar gerekti. Seçimlerden önce mülakatlar yaptığım adayların da, seçim günü sorular sorduğum seçmenin de ne iş yapacağını bilmediği bir kuruma üyeler seçildi böylece. Ama bu sistemle seçilmiş bir vekili bile “benim seçim bölgemde kazanan 17 adaydan 10’u dört sayfalık pusulanın ilk sayfasındaydı. Bu mudur seçim?” isyanına garkeden vaka hayrete şayandır. %85’i okuma yazma bilmeyen, dolayısıyla “sayfa çevirmek” fiiline mazhar olmayan seçmen pusulanın üçüncü-dördüncü sayfalarının olabileceğini aklına bile getirmediğinden ilk sayfada gördüğü tanıdığına oyu basınca başka ne olabilirdi ki?! Bugün de kısmen hasbelkader seçilip oraya ait olmadığı havası veren, kısmen de organize parti grupları bulunmadığı için en ufak tartışmanın günler aldığı mecliste sıkışmış mebusan Afgan siyasi yapısı içinde marjinalize hissediyor kendini. Seçimlerden bir yıl sonra görüştüğüm Afgan milletvekilleri ve seçmenler ise kaynak yanılgısı içinde seçimleri demokrasinin entegre bir parçası olarak gördükleri için seçimden kaynaklanan arızaları demokrasiden kaynaklanıyormuş addederek demokrasinin Afganistan’a uygun olmadığı düşüncesinde buluşuyorlar.

Görünen o ki temsilî demokrasinin belkemiği kabul edilen seçim kurumu bugün kökenlerinden uzaklaşmış bir halde. Sıklıkla da demokrasinin diğer amilleriyle çelişen sonuçlar doğuruyor. Fransa’da düşünceyi sınırlayan bir kararın kaynağı olarak seçim psikolojisi içindeki seçilmişler gösteriliyor. ABD’de seçimle gelen insanlar o seçimlerde oy verme imkânı olmayan Iraklı ya da Afganların hayatlarıyla oynayabiliyor. Afganistan’da seçimlerin garabeti bir bütün olarak demokrasinin yüzüne kara çalıyor. Bilgisayar teknolojileri doğrudan demokrasiyi mümkün kılana ve seçmenlerin eğitim seviyeleri onları özgür düşünebilen varlıklar kılabilecek seviyeye gelene kadar da bunlara göz yumuyoruz çünkü içinde bulunduğumuz kaynak yanılgısı yüzünden seçimsiz bir demokrasi tahayyül edemiyoruz.

Yakında bizde de seçim var, hayırlısı... 19.04.2010